İnsanoğlunun varoluşuna dayanan batıl inançlar hayatın her noktasında etkisini gösteriyor. Birlikte yaşayan insanlar arasında kimi zaman korkudan, kimi zaman çaresizlikten, kimi zaman da rastlantılardan doğan bir takım inanışlar vardır.
Bu inanışlar, nerden geldiği, toplum içinde nasıl yerleştiği belli olmayan ancak yüzyıllardan beri belki de değişik inanışların ya da insanların kendi kurgularının sonucu hiçbir temel dayanağı ve mantığı olmadan yerleşerek günümüze kadar süre gelmiş olan inanışlardır. Bunlara ‘batıl inançlar’ denir. Bugün bile çeşitli şekillerde kendini gösteren bu inanışların temelinin insanlık tarihi kadar eski olduğu biliniyor. İnsanların çoğu batıl inançlı olarak kabul edilebilirler, bu kişiler bazı eşyaların, günlerin, sayıların, hayvanların uğurlu olduğuna ve bunların kendilerini kem gözlerden koruyacağına inanırlar. İtiraf edenler de var utananlar da. Kendi kendine kızıp yine de inananlar var. Göğsünü gere gere batıl inançla yaşadığını söyleyenler bile var…
İnanç ihtiyacı
Birçoğunun bilimle, akılla, çağdaşlıkla ve dini inançla alakası yoktur. Akılla bağdaşmadığı halde, insanoğlunun gönlünden, beyninden, vicdanından sökülüp atılamamışlar. Kara kedi önünden geçtiğinde saçını çekenler mi istersiniz, yoksa ayna kırıldığında bunalıma girenler mi? Özellikle aynanın kırılması pek çok kişi için büyük bir sorun. Bu inanışın başlangıcı 15. yüzyıla dayanıyor. Bu yüzyılda Venedik’te yapılan aynalar çok pahalıymış. Efendiler de uşakları aynalarını dikkatli tutsunlar diye böyle bir inancı ortaya çıkarmışlar. 13 rakamı da tüm dünyada uğursuz kabul edilir. Hele ayın on üçü bir de cuma gününe denk gelirse pek çok insan karalar bağlar. Bu günün uğursuzluğundan değil ama insanların hep kötü şeylere kafa yormalarından olsa gerek bu tarihlerde yaralanmaların hemen bütün dünyada arttığı tespit edilmiştir. Bu uğursuzluğun Hıristiyanlık versiyonuna göre İsa, son akşam yemeğini 12 havarisiyle birlikte yiyordu. On üç kişilik grupta içlerinden bir kişinin kaderinde ölmek vardı. Psikanalistler, bu tür inançlara olan eğilimin “İnsanın bir şeylere inanma ihtiyacından” kaynaklandığını söylüyorlar. Bazı uzmanlar ise batıl inançlarda pozitif noktalar bulunduğunu düşünüyor. İnsanlar kendilerine göre önlemler alarak kötülüklerden korunduklarını düşünüyorlar ve rahatlıyorlar.
‘EV’ le ilgili bazı inanışlar
Eve sağ ayakla girilir, sağ ayakla çıkılır.
Bir evin başında baykuş öterse uğursuzluk gelir. O evde biri ölür ya da bir yıkım olur.
Ayna kırılması uğursuzluktur, ayna kırılan ev yedi sene iflâh olmaz.
Gece ev süpürülmez. Süpürülürse eğer fakirlik gelir.
Çarşamba günü süt içmek, ev satın almak iyi değildir
Evde incir ağacı yakılmaz, yakılırsa ocak söner.
Geceleyin evde ıslık çalınmaz.
Evin temeline kara taş koymak iyi değildir.
Kapının önünde oturan kişi iftiraya uğrar.
Duvar dibinde uyumak iyi değildir, insan çarpılır.
Evin içerisi temiz olmazsa oraya melekler değil şeytanlar gelir. Böylece o evde mutluluk değil geçimsizlik olur.
Evden bir kişi gurbete gittiği zaman o gün ev süpürülmez, dışarıdan misafir alınmaz.
Eşya taşımak için kullanılan iple komşunun evine girilmez. Komşunun başına bir uğursuzluk geleceğine inanılır.
Kapı eşiğinde oturan insan evde kalır.
Urganla komşunun evine girilmez. Aksi halde komşunun evinde kıtlık olur.
Yağmur yağarken kapı eşiğinde oturulmaz.
Gelin kapıdan içeri girerken eşiğe konulan kaşığı basıp kırarsa eve bolluk gelir.
Buğdaydan yapılı başak demeti asılı bir evde yangın çıkmaz.
Salı ve cumartesi günleri çamaşır yıkanmaz.
Geceleri örümcek ağı bozulmaz.
Bir çocuk sürekli ağlarsa o evde mutlaka ölüm meydana gelir.
Ölünün yıkandığı evde üç gün ışık yanar.
Bir evin başında baykuş öterse, o evde biri ölür ya da bir yıkım olur.
İnek doğurunca eve ağır bir şey alınırsa ineğin sütü kesilir.
Sabah evinden başkasına ateş verenin ocağı söner.
Ocağın üstünü boş bırakmak uğursuzluk getirir.
Sacayağının birdenbire devrilmesi evin başına bir yıkım geleceğini gösterir.
Tencerede su boşu boşuna kaynarsa düşmanlar çoğalır.
Lamba yakılmayan evin ocağı her vakit kararır.
Gece acı (biber, soğan, sarımsak, tuz) evden dışarıya verilmez.
Akşam kapının önü süpürülmez.
Odanın ışığını evin erkeği yakarsa o ev bereketli olur.
Kız, baba evinden perşembe veya pazar günü çıkar.
Gelin evden giderken, arkada kalan evlenmemiş kızlar süpürsün diye süpürge bırakır.
Söz kesmeye gidildiğinde, sözü kesilecek olan kız misafirlerin bulunduğu odaya ayaklarını sürüyerek girerse, o evin kızları kocaya erken gider.
Zeytin dalı evlere asılırsa barışı berraklığı temizliği simgeler.
Evde yedi adet biblo fil bulundurmak refaha ve şansa kapıyı açmaktır
Ayna kırmak yedi yıl belaya eşdeğerdir. Bekârsan yedi yıl evlenememekle karşı karşıya kalınır.
Sarımsağın evlerin duvarlarına asılması nazardan saklar. Mutluluğu getirir.
Geceleyin evde ıslık çalınmaz; çalınırsa eve yılan girer.
Nazara karşı yerler sirkeyle silinir. Böylece zararlı ve keskin gözlere karşı önlem alınmış olur.
Evlerin giriş kapısına dikenli çalı konulur. Nedeni, eve girenlerden kenkin gözlü olanların bakışlarını kırmaktır.
Hayvanlarla ilgili batıl inançlar
- Ev yılanı o evin bekçisidir.
- Bir evin başında baykuş öterse, o evde biri ölür ya da bir yıkım olur.
- İnek doğurunca eve ağır bir şey alınırsa ya da ağır bir şey kaldırılırsa ineğin sütü kesilir.
- İnek ilk yavrusunu doğurduğu zaman onun “ağız” ı (ilk sütü) evden çıkarılmaz, aksi halde ineğin sütü kesilir. Sütün içerisine kömür atılıp öyle verilir.
- Bir kimsenin önünden kara kedi geçmesi uğursuzdur.
- Bir kişinin önüne tavşan çıkması uğursuzluktur, mümkünse gidilen yoldan geri dönülür.
- Bir evin önünde karga öterse o eve haber gelir.
- Kedi ile aynı yerde yatmak doğru değildir. Kedi insanın ruhunu çalar, ömrünü kısaltır.
- Köpeğin vakitsiz gece havlaması kötü şeylere işarettir. (Düşman saldırısı, deprem, doğal afet vs.)
Kaynak : Hürriyet